Din Öğretimi Genel Müdürlüğü 

"Din ve Ahlak Öğretiminde Güncel Meseleler ve Yeni Yaklaşımlar" semineri, İDE Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in katılımıyla gerçekleşti

Önceki Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ve Din Öğretimi Genel Müdürü Dr. Nazif Yılmaz'ın katılımıyla, fen liselerinde görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi okul zümre başkanlarına yönelik düzenlenen "Din ve Ahlak Öğretiminde Güncel Meseleler ve Yeni Yaklaşımlar, Uzaktan Eğitim Sürecinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretimi" konulu seminer, çevrim içi olarak gerçekleştirildi.   


Seminere Mehmet Görmez ve Genel Müdür Nazif Yılmaz'ın yanı sıra Ortaöğretim Genel Müdürü Cengiz Mete, İlahiyatçı-Yazar Erol Erdoğan, daire başkanları Ahmet İşleyen, İhsan Erkul ve Yusuf Akbaş katıldı.   

Seminerin açılışında konuşan Din Öğretimi Genel Müdürü Dr. Nazif Yılmaz, ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan araştırmaların, eğitimin en önemli aktörün öğretmen olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, "Eğitim alanında yapılan her türlü çalışma ve iyileştirme çabalarının başarısı da uygulamada büyük ölçüde öğretmenlerin mesleki yeterlikleri,  algı ve adanmışlıklarına bağlıdır. Bu nedenle öğretmenlerimizin kişisel ve mesleki gelişimlerinin sürekli ve sistematik bir şekilde desteklenmesi büyük önem arz ediyor." dedi.   

Tüm dünyayı etkileyen kovid 19 salgını nedeniyle ortaya çıkan zorlukların üstesinden gelinebilmesi ve uzaktan eğitim sürecinin en etkili bir şekilde yürütülebilmesi için yoğun bir çalışma içinde olduklarını ifade eden Yılmaz, bu noktada okul müdürlerinin yanı sıra öğretmenlere çok büyük sorumluluklar düştüğünü belirtti. Yılmaz söyle devam etti: "Bize emanet edilen çocukların üzerimizde hakkı var. Çocuğunu bu okullara gönderen ailelerin de zerimizde hakları var çünkü bizden büyük beklentileri var. Devletin, milletin yanı sıra Allah'ın da bu konuda bizim üzerimizde hakkı var. Bir okul müdürü veya bir öğretmen eğer görevini layıkıyla yerine getirmezse bütün bu hakları ihlal etmiş olur, bunun da vebali büyüktür." ifadelerini kullandı.     

Yılmaz, şöyle devam etti: "Medeniyetimizin ihyası için çocuklarımıza Kitap'ın ayetlerini kâinatın ayetleriyle birlikte çok iyi kavratmamız gerekiyor. Taşıdığımız misyon bunu gerektiriyor. Bu bakımdan öncelikle öğrencilerimizin gönlüne dokunmamız lazım. İşte burada da öğretmenlere büyük görev düşüyor."  

"Gençleri tereddüde düşüren hususların başında, yanlış din söylemleri ve yanlış din uygulamaları geliyor"

Programda eski Diyanet İşleri Başkanı ve İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de "Gençliğin soruları, sorgulamaları, anlam arayışı ve İslam" konulu bir sohbet gerçekleştirdi.   

Günümüzde gençlerin din ile ilişkilerinde bir dönüşümün yaşandığına ve yeni sorgulamaları olduğuna dikkat çeken Görmez, bu sorgulamalara bakıldığında bunların büyük ölçüde dinin sahih kaynaklarının doğru anlaşılmamasından kaynaklandığını söyledi.   

Gençleri tereddüde düşüren hususların başında, yanlış din söylemleri ve yanlış din uygulamaları olduğunu vurgulayan Görmez, "Yanlış din söylemleri; ideolojik Hümanizmi eleştirirken insaniliği kötülemek, Sekülerizmi eleştirirken dünyayı kötülemek, kaba Rasyonalizmi eleştirirken aklı kötülemek, Pozitivizmi eleştirirken bilimi kötülemek gibi bir hataya düşüyor. Dinî olanla kültürel olanı karıştırıyor. Dinin ahlak boyutunu ve ahlakın dinî kaynağını dikkate almıyor. İnsan-Allah ilişkisini yanlış temellendiriyor." ifadelerini kullandı.   

Gençlerin soru ve sorgulamalarına ilişkin yedi başlıkta topladığı tespitlerini paylaşan Görmez, din öğretimi konusunda öğretmenlere çeşitli önerilerde bulundu. Görmez şöyle devam etti:   

"Din-insan ilişkisi: Bu tartışmalarda dinî olanla insani olan, İslami olanla insani olan karşı karşıya getiriliyor. Oysa din, insanı yüceltmek için gönderilmiştir. Dinî olan insanidir, insani olan İslamidir.   

Din-dünya ilişkisi: Yanlış din söylemleri, din ile dünyayı karşı karşıya getirerek bir çatışma alanı oluşturuyor. Hâlbuki dünya ahiretin tarlasıdır ve dünyayı sırf dünya olduğu için aşağılayan bir Kur'an ayeti, bir Peygamber sözü mevcut değildir. Bu dünyada güzellik istemeyi bize dua diye talim buyuran Rabbimizdir.   

Din-akıl ilişkisi: Yanlış din söylemleri akılla vahyin ilişkisini sürekli bir tartışma alanı olarak sunuyor. Akli olanla dinî olanı karşı karşıya getiriyor. Halbuki akıl, vahyin biricik muhatabıdır. Vahiy, aklı yüceltmiştir. Kur'an'ın bizi en çok sarsan sorusu akıl etmez misiniz, sorusudur. İmam Gazali de 'Akıl, Allah'ın nurundan bir parçadır.' der. Kimse aklını bir kenara koy, gel; iman et, diyemez. Çünkü aklı olmayanın dini de olmaz.   

Din-bilim ilişkisi: Yanlış din söylemleri din-bilim ilişkisini de sürekli bir çatışma alanı olarak gösteriyor. Oysa bilim açıklar, din anlamlandırır. Bilimsel tespitleri ister İbn Sina, Farabi yapsın, isterse Newton, Einstein yapsın bu tespitler, Allah'ın kâinata yerleştirdiği kanunlardan başka bir şey değildir. Bilimsel yaklaşımlardan yalnızca biri olan Pozitivizmi eleştirelim derken bilim inkâr edilemez. Sünnetullah dediğimiz Allah'ın kâinata koyduğu kanunlar ile insana gönderdiği kanunlar olan din arasında bir çelişki yoktur.   

Din-kültür ilişkisi: Yanlış din söylemleriyle dinî olanla kültürel olanı birbirine karıştırıyoruz. Elbette gelenek önemlidir. Ancak bazen geleneği din hâline getiriyoruz. Vahyi, kültürün bir ürünü olarak okumak ne kadar yanlış ise kültürü din hâline getirmek de o kadar yanlıştır.   

Din-ahlak ilişkisi: Hem teorik hem de pratik olarak ahlak üretemeyen dindarlık gençliği olumsuz etkiliyor. Hâlbuki ahlak dinin özüdür. Ahlak ibadetin de gayesidir. Ahlaktan kopuk bir fıkıh olmaz. İbadetlerin ahlaki gayelerden uzaklaştırılarak şekle indirgenmesi, büyük bir musibet olmuştur. Hâlbuki Allah Resulü'nün buyurduğu gibi din güzel ahlaktır.   

İnsan-Allah ilişkisi: Bu ilişkiyi temellendirirken sadece kudret ve irade üzerinden yapılması, eksik bir temellendirmedir. Halbuki, insan-Allah ilişkisi bir sözleşmedir. Bu sözleşme Şehadet Misakı, diğeri Emanet Misakı'dır. Şehadet Misakı, insan-Allah ilişkisini bir şahit-meşhut ilişkisi hâline getirir. İnsan, 'Eşhedü' ikrarıyla Allah'ın esmasına, ayetlerine şehadet eder; Allah da kulunun bütün hâllerine, davranışlarına şahit olur. Emanet Misakı ise insan Allah ilişkisini emanet boyutuna taşır ve karşılıklı bir güven sözleşmesine dönüştürür. Bu da sahip olunan her şeyi emanet gören bir hayat yaşamayı gerektirir."  

Görmez, daha sonra öğretmenlerden gelen soruları cevapladı.   

Seminerde MEB Ortaöğretim Genel Müdürü Cengiz Mete öğretmenlere hitap edereken İlahiyatçı-Yazar Erol Erdoğan da "Gençlerle ilgili ön yargıların analizi" adlı bir sunum yaptı.     

28-04-202128-04-202128-04-202128-04-2021

Emniyet Mah. Gazeteci Yazar Muammer Yaşar Cad. MEB Beşevler Kampüsü F/Blok 06560 Yenimahalle/Ankara - 0312 413 25 89 / 413 25 92 / 413 35 35

MEB © - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik, Kullanım ve Telif Hakları bildiriminde belirtilen kurallar çerçevesinde hizmet sunulmaktadır.